Ailesinden saklayarak gidiyordu
kontrollerine. O sabah İzban, Çin’deki görevlinin insanları metroya
tıkıştırdığı sahneyi hatırlatacak şekilde kalabalıktı. En az ter kokacak
yeri hesaplamış, o boşlukta yerini almıştı. Her yaklaşan durakta
etrafına bakıyor, yakınlarında bulunanlar inmesin diye dua ediyordu. Her
inmeye çalışan kişiye hunharca yer vermeye çalışırken, geride kalanları
eziyordu. Garip biriydi. Bir şeyi yaparken bozardı. Bu bozduklarına
“iyi niyetten olur öyle şeyler” tanımlaması yapmayı severdi. Her inen
kişi onda şok etkisi yaratıyor; kalabalığın, biri inerken ki muazzam
şekilde ikiye bölünmesi onda hayranlık uyandırıyordu. “İzban’da olmak bir mucizeyi anlamaktır, İzban’da olmak Musa’ya inanmaktır” Devamını oku..